28 Mart 2013 Perşembe

"Vur de vuralım, öl de ölelim"

Neden korkuyorsun ki? 
İstiklal Marşı korkma! diye başlamıyor mu?
Çözüm sürecinde bölüneceğiz diye yaygara koparan milliyetçi ve vatansever geçinen takıma aldırış etme.! 
Bu takımın geçim kaynağı bu sorundur.!
Kürtlerin ayrılmak istediğine kendini bu kadar çok inandırma.! 
Kendini kandırmaktan vazgeç artık! 
Kürtler asla ayrılmayacak ve bu ülke hiç bir zaman bölünmeyecek. 
Bilmiyor musun? ırak kürtlere saldırdı, hepsi Türkiye'ye geldi. 
Görmüyor musun? Suriye saldırıyor hepsi Türkiye'ye geliyor.
Bilmez misin? savaşta insanlar sadece dostlarına sığınır. Kemalizm yok olmasın diye derin devletin bu ülkenin başına peyda ettiği baş belası bu şey bitsin istiyoruz.
"Vur de vuralım öl de ölelim" mantığı da bu ülkede yok olacaktır.
Evet bu konu çok hassas. Şehit aileleri ve gaziler için özellikle çok zordur, tesellisi bile acıdır, belki bu tarz paylaşımlar bile canını acıtır ama yarınlar için kimse ölmesin istiyoruz. 

Bitsin bu savaş istiyoruz.
3 aydır karakol baskınları, öldürülen pkk sayısı, kandilin bombalanması, mayına basma, adam kaçırma gibi haberlerin olmaması güzel değil mi?
Milliyetçi diye geçinenlere;

Hayır sen Türk değilsin, kürtsün ve kürtleşeceksin deselerdi ne yaparlardı acaba?
Zamanında bu topraklarda kürtlere bu yapıldı işte.
Düşünsene..! 

Doğuda yaşıyorsun ve o zaman ki şartlarda asker köyünü basıp gözlerinin önünde babana işkence ediyor, hakaret ediyor, yakıp yıkıp geçiyor. 
Tepkin ne olurdu ey milliyetçi arkadaş.!
Neden PKK'nin çözüm süreci ile def edilip Kürtlerle Türklerin beraber huzur içinde yaşamasını istemiyorsun ki?
Problem ne ey milliyetçi diye geçinen vatansever. 

Sende bu topraklar için savaştın oda savaştı ama neden hala onu sindirmeye çalışıyorsun ki?
Bırak onu artık, bırakta o da yaşamanın ne demek olduğunu öğrensin, bırakta rahat olsun, bırakta yasaklar kaldırılsın artık.
Hem biz yaralıyız diye neden bir başkasının da yaralanmasını isteyelim ki? 

Bizler Osmanlı torunuyuz diye böbürlenerek söylemiyor muyuz? 
O zaman neden Osmanlı imparatorluğunun, kürtleri yanında tutmak adına kürt aşiret liderlerinin erkek çocuklarını İstanbul Kabataş Özel okulunda okuttuğunu görmüyorsun?
Neden ceddim dediğin insanların yaptıklarını görmeyipte tam zıttını uyguluyorsun.
Korkma artık..! 

Bölünmeyecek bu ülke.
Korkma artık..! 

Sönmeyecek bu şafaklarda yüzen al sancak.
Korkma artık..!
Sabahları Türk kahveni iç, öğleleyin de Kürt böreğini ye...!

7 Ocak 2013 Pazartesi

Gizlenmiş Bilgiler Kulübü "Bilinçaltı"

Gizlenmiş bilgiler kulübü...
İlk eğitim ailede başlar demelerinin sebebi "küçük yaşta verilen bilgilerin beyne adeta dantel gibi işlenmesidir"
Bu doğrultuda;
Kadına şiddet uygulayan mı suçlu yoksa uygulattıran mı?
Kadına şiddet uygulayan, erkeğin kaba veya kadından daha güçlü olması değildir, kadına şiddet uygulayan bilinç altındakilerdir.
Bir erkeğin bilinç altına bunları yerleştiren, çocukluğunda yaşanılan veya yaşattırılan olaylar değil midir.
Erkek kız fark etmeksizin bir çocuk mutasyona uğramamış ise nasıl yetiştirildiyse bu doğrultuda hareket eder ve yaşamını buna göre dizayn eder.
Aile terbiyesi görmüş çocuklar daha kuralcı daha temiz bir yaşam şekline sahip olurken, aile terbiyesinden yoksun çocukların esrar içtiği, haram helal ayrımı yapmadığı, kadına şiddet uyguladığı ve hırsızlık yaptığı örneklerini neredeyse her gün görüyoruz.
İçlerimizden bazıları, bak bu kadar okumuş insan var, bunlarda kadına şiddet uyguluyor demektedir lakin benim dediğim bu değildir.
Bu konuda okumuş olmak değil, aile terbiyesi almış olmak gerekiyor.
İyi bir aile eğitimi almamış ama daha sonra kendini yetiştirip unvan sahibi olmuş bir birey başka birinin başına bela olup hayatını karartabiliyor, kurulan bir yuvayı dağıtabiliyor, aşırıya kaçırıp eşini güpegündüz sokak ortasında öldürebiliyor.
Bilinçaltı bu gibi durumlarda bir nevi fren pedalı gibidir veya gaz pedalı... bu aşamada hangisini kullanacağın senin elinde değildir. Devreye bilinçaltı girer ve uygular veya uygulattırır. Bir nevi programlanmış bir robot gibi...
...........................................
Kadına uygulanan şiddeti gördükçe çocukların yetiştirilemediği inancını daha fazla yaşıyorum.
Bu şiddeti uygulayan bir bireyi, Tarkan gibi kurtlar yetiştirmemiş ise...muhakkak birileri yetiştirmiştir.
Zor değildir bir çamaşır makinesinin ayarlarını kurmak, zor değildir bir bulaşık makinesi ayarlarını kurmak.
İşte küçük bir çocukta makineden farksızdır "nasıl programlamış isen öyle hareket eder"
Kadına uygulanan şiddeti ortadan kaldırmak hatta yok etmek bizim elimizde. Özellikle annenin görevidir. Anne görevini iyi yapmamış ise başka bir kadının zor günler yaşamasına sebep olabilmektedir. Şimdi ki çocukların yetiştirilme şekline bakıyorum da hepsi nazlı hepsi şımarık...
Çocuk küfür eder anne babası gülerek tepki verir. Çocuk kendi yaşındaki kız çocuğunu döver anne ve baba bak bizim çocuk sizinkini dövüyor diye övünebiliyor. Böyle devam etmesi halinde kadına uygulanan şiddet artarak devam edecektir
kimse kusura bakmasın ama böyle çocuk olmaz, olmamış yani bu çocuklar...
Mey Biter Saki Kalır, Her Renk Solar Haki Kalır, Diploma İnsanın Cehlini Alsada; Hamurunda Varsa, Eşeklik Baki Kalır..
Bu söz ne güzelde ifade ediyor bu durumu.
Vesselam....

18 Aralık 2012 Salı

Hadi Gülümse


Neden fotoğraf çekilirken "Hadi Gülümse" denilir?
veya neden fotoğraf çekilirken programlanmış gibi hemen gülümseme moduna geçilir?
Peki gerçekten gülüyor muyuz?
Gülüyoruz ama neye gülüyoruz biliyor muyuz?
Yoksa ülke çok iyi yönetiliyor diye mi gülüyoruz?
Yoksa köprüler yollar özelleştiği için mi gülüyoruz?
Yoksa 34 vatandaş doğuda öldürdüğü için mi gülüyoruz?
Yoksa, Turgut ÖZAL' ın ölüm sebebi tespit edilemediğinden mi gülüyoruz?
Yoksa kürtaj yasaklanmadığı için mi gülüyoruz?
Yoksa Muhteşem Yüzyıl' a çaktığı için mi gülüyoruz?
Yoksa Suriye' de ölenlere mi gülüyoruz?
Yoksa diyarbakırda esrar tarlalarında yetişen ottan içtiğimizden mi gülüyoruz?
Kimi kandırıyoruz? Kendimizi mi? Karşımızdakini mi?
Gülümseyince daha mı güzel oluyoruz? Yoksa inadına mı gülüyoruz?
E peki mutluluğu paylaşırken mutsuzluğu neden paylaşmıyoruz?
Böyle yaparaktan daha mı güçlü görünüyoruz?
Mutsuzluk içimizde hastalık gibi yayılırken, başkalarına belli ettirmemek için mi zorla gülüyoruz?
Yoksa başkalarını mutlu etmemek için mi mutsuzluğumuzu gizliyoruz?
Gülümseyen yüzde 5 kas, somurtan yüzde 30 kas çalışıyorken 25 kası dinlendirmek için mi gülüyoruz?
Yoksa enerji tasarrufu için mi gülüyoruz?
Yoksa delirdikte ondan mı gülüyoruz?
Yoksa "gülümse ne düşündüğünü bilmesinler" e mi oynuyoruz?
Sinsi sinsi neye gülüyoruz? Kime gülüyoruz?
Yoksa gülmek bedava diye mi en ucuzundan gülüyoruz?
Yoksa İstanbul' a yapılacak olan 3. köprüye benim adımı vereceklerine mi gülüyoruz?
E eee neye gülüyoruz bilen var mı?
Bilmiyor muyuz?
Kaldır kadehi o zaman, neyse indir kadehi bu seferde içmeyelim...

18 Kasım 2012 Pazar

Çılgın Türkler

Eğitim sistemimizin aşamalarından oluşan;
İlkokul, ortaokul, lise ve üniversitede öğrenipte, bilgi mahiyetinde benimle paylaşımda bulunan bir arkadaş daha göremedim. 
Arkadaşlarımın yanı sıra kendim içinde durum böyle.
Çünkü eğitim sistemimizde hep önümüze hazır kalıplaşmış işe yaramayan bilgiler sunuldu, 
Hayatımızı üniversitede sıkıcı formüllerle ifade ettirmeye çalıştılar. 
Şuan neredeyse %90 nı aklımda yer almıyor. Almaz, çünkü gereksiz bilgi.
İlköğretimde, Türküm doğruyum çalışkanım safsatası her sabah papağan gibi tekrarlattırıldı hemde yıllarca,
Hiç olmadık olaylar hiç olmadık şekilde öğretildi. 
Tarih desen zırvadan çıkmış gibi, gerçeklik payı çok az. 
Değiştirilmiş, yıkanmış ve bazıları için yağlandırılmış.
...
Facebook'ta ki arkadaşlarım, mutlu veya mutsuz anlarını anlatırken veya buna istinaden paylaşımda bulunurken, genelde geçmişte yaşamış olan alimlerin veya dervişlerin sözlerinden yararlanmakta. Neden?

Yazmıyorlar, anlatmıyorlar yada tam tersini mi söylemem gerekiyor
Yazamıyorlar anlattırmıyorlar. 
Kimseye birşey söylemiyorum,

Haklılar çünkü, hep ise yaramayacak bilgiler ile doldurdular beynimizi.

Siz düşünmeyin, biz sizin yerinize düşünürüz mantığı,
Birçok arkadaşımın üniversite bitirmesine rağmen iki cümleyi bir araya getirememesinin sebebi bu, 
Arkadaşlarımın paylaşımları ilmi bakımdan genelde Mevlana Celalettin veya Şems-i Tebriz'iye ait sözlerden oluşmaktadır. 
Böylesi daha kolay geliyor onlar için. 
Böyle alıştılar.
Kendisinin yazmaması için, özgür ifadesiyle hitap etmemesi için böyle yetiştirildiler.
...
Bazen uzun yazdığımdan dem vuranlar oluyor, aslında uzun yazmıyorum altı üstü bir sayfa, 
kanaatimce sorun bende değil, 
Okumayı sevmeyen bir insan okurken zorlanır, uzun diye kastettiği bir sayfalık yazımı...
...
Bir çok ülkenin bile örnek alıp derslerinde okutturduğu mesnevi gibi kitaplar neden bizim eğitim sistemimizde hala yok.
Sadece facebook'ta ki paylaşımlara bakılsın, görecekler gençlerin ne kadar ilgi ile mevlanaya sarıldığını ne kadar benimsediğini.
Çünkü mevlana içimizden biri, en sade dille içten anlatıyor bizi, tüm çıplaklığıyla..
Öyle alimler öyle bilgiler var ki tarihimizde, okumamak için gerçekten çılgın olmak gerekiyor. 
Çılgın diyorum, çünkü çılgınlar ancak beklenenin aksi durumunda hareket eder. 
Bize Çılgın Türkler deyip duruyorlar,
Yoksa Çılgın Türkler ismi buradan mı geliyor..!!

11 Kasım 2012 Pazar

Taştan Soğuk Heykeller.

Heykeller, ah o soğuk heykeller. 
Değer taşımayan taştan heykeller.
Unutulmaktan veya unutmaktan korkanların arkasına sığınıp put gibi diktiği heykeller. 
Benim için herhangi bir ifade taşımıyorsunuz, size değer vermiyorum ucube heykeller. 
Kim olursan ol ne olursan ol vede ne yaparsan yap taşlaştırmayacaksın. 
Kimi seversen sev, siyasi olsun olmasın ama sevdiğini taşlaştırmayacaksın. 
Taşa değer vermeyen bir milletiz. Öyle geldi öyle gitmeli.
Ülkemizde yer alan heykel sahiplerinin ta kendileri yaşıyor olsaydı istemezlerdi heykel falan. 
Gerçekten değer vermiş olsalardı diktirmezlerdi taştan heykelleri. 
İbrahim (as) gibi birinin çıkıp yıkması kırması gerekiyor bu heykelleri,
Taşın değeri olsaydı ve heykelin anlamı olsaydı İstanbul' a bir tek Fatih Sultan Mehmet Han yakışırdı. 
Bir başkası değil. 
Taşa anlam vermenin anlamı yok. Taş soğuktur.
İnsan, sevdiğini putlaştırmadan sevmeli, değer vermeli, onu taş haline getirmekle sevilmez. 
Taştan insan simgesi olmaz. Seveceksen gönülden sev..
Simgesel olarak sevmemelisin. Taşın anlamı farklıdır bu milletin gözünde. 
Bu milletin geçmişi efsanelerle gerçek efsanelerle dolu, bunları taşlaştırırsak memlekette heykelden yer kalmaz. 
Gerçek fatihleri taşlaştıramazsın, heykelleştiremezsin. 
Heykel benim nezdimde hakarettir, soğuktur, iticidir. 
Taşın arkasına ancak insanlar saklanmak veya sığınmak için girer, yoksa heykelleri yapan zihniyet saklanıyor mu? 
Yanlış bir şey yapıldığında bile 
"Allah seni taş eder" diyen bir millet olduğumuza göre nedir bu heykeller. 
Yoksa gerçekten Allah bunları taş mı etti...!

8 Kasım 2012 Perşembe

"Uyumayı Sevmiyorum"


Şanlıurfa'dan kayısı bahçelerinde çalışmak için Malatya' ya gelen bir aile, 
ki bunlar bizim işçilerimiz.
Aile büyüklerinden birinin, her akşam çocuklara 
"canlarım erken uyuyun ki yarın ki iş size tatlı gelsin" diye tembihlemesi hala aklıma çakılı..
Çünkü;
Yorgun bir beden çalışmayı asla sevmez.... 

Uyumayı sevmediğimden bende geceleri geç yatıyorum ve sabahları erken uyanıyorum. Uykusuz kalıyorum ama uyumayı sevmiyorum. 
Uykusuzluğun bedenime vermiş olduğu halsizliği ortadan kaldırmak için;
Duş alıyorum, sigara içiyorum, kitap okuyorum, kahvaltı yapıyorum, kahve içiyorum, çay içiyorum. Bunları yapmamla birlikte uykusuzluk belirtileri ancak 8:00 gibi siliniyor.
Bu aşırı gibi gözüken tüketim, yüzümde yeşermesine izin vermediğim uyuklama belirtilerin gitmesi içindir. 

Uykusuzluk kadar insanı perişan eden bir etken yoktur, o kadar zayıf ve güçsüzüz ki uykuya bile yenik düşüyoruz. Hal böyleyken insanoğlunda yeşeren bu aşırı beğenmişlikte neyin nesi...
Her ne kadar aklımız beş karış havada da olsa en azından ayaklarımız yere bassın.. 
İnsanların, kendini beğenmişliğin kensine bir faydasının olmadığı bilmemesi ne garip., 
Yaratan yaratılanı gerçekten zayıf yaratmış, zayıf yaratmış en azından ne olduğunu bilsin. Bu zayıflığa rağmen Yaratıcıya isyan içerisinde olan tipleri görmek ne garip..
Birazcık güçlü yaratmış olsaydı acaba insanların davranışları ve tavırları nasıl olur du?
En basiti bir hapşırmanın önüne geçebiliyor muyuz? 
Hapşırmayla beraber insan kalbinin anlıkta olsa durmasına engel olabiliyor muyuz?
Cevap tabi ki hayır. 
E o zaman...........!

30 Ekim 2012 Salı

Kitaplar ve Sen

Hatırlıyor musun sevgili?
Sana da bağlanmıştım.! Kitaplara bağlandığım gibi...
Biliyor musun? kitaplarla asla aramızı bozamıyorlar, aramıza giremiyorlar. Nifak tohumu ekemiyorlar.
ama seninle aramıza girdiler ve bizi;
ilk sınavımızda ayırdılar,
ilk depremimizde yıktılar,
ilk tufanımızda savurdular.
Bir kitap kadar bile olamadık be sevgili.
Meğer biz boş bir kitapmışız.
Biliyor musun, kitapları artık senden çok seviyorum, ihanetleri yok, terk etmeleri yok, başkalarının elinde sen gibi oyuncak olmaları yok.
Kendi düşünceleri var, kendi söyledikleri var, kendi kararları var.
Senin ise bir düşüncen, bir kararın bile yok, başkalarının kararları senin kararların olmuş be saf sevgili.
Kitaplar sana kızgın, seni anlatmıyorlar, senin ihanetini içlerine almak istemiyorlar, seni yaşatmak istemiyorlar, seni başkasına anlatmak hiç istemiyorlar be sevgili...
Kitaplar gerçek aşkı, gerçek sevgiyi ve gerçekten bağlılığı anlatmak istiyor.
Çok ısrar ettim ama seni anlatmıyorlar.
Sen dediğimde öfkeleri kabarıyor..
Seni yazmaya çalıştım be sevgili ama klavye yazmıyor, klavye yazınca word seni almıyor. word alınca bilgisayar kaydetmiyor, bilgisayar kaydedince matbaa basmıyor senin kitabını,
Denedim, seni anlatmak istedim, herkes bilsin istedim ama olmuyor.
Seni mezar kabul eder mi onu da bilmiyorum.
Mezar kabul etse cennet kabul eder mi onu da bilmiyorum.
Bildiğim tek şey "ihanetin cennette yerinin olmadığıdır"
...............
Senden sonra tekrar aşık oldum sevgili... "kitaplarıma"
Seni unutturmak için elinden gelen her şeyi yapıyorlar ama artık kitaplarım biliyor "unutmak istemediğimi"
Ayrılığımıza üzülmüyor, kızmıyorlar "kendi kararını kendin vermediğin için sana üzülüyorlar"
Hiç birşey yapmadan bana kin beslemeni kabul edemiyorlar, kitaplarda yeri olmadığını söyleyip duruyorlar,
Seni sevdirmeye çalışıyorum ama nafile, kalbimi okuyor bu kitaplar.
Yoruluyorum, dinlenmek için oku diyorlar,
Sinirleniyorum, sakinleşmek için oku diyorlar,
Yalnızım diyorum, yalnızlığını gidermek için oku diyorlar.
Anladın mı sevgili?
Beni kendilerine bağladılar, senin yokluğundan istifade ettiler,
Okumak bu kadar çok mu önemli diye soruyorum,
İçlerinden biri,
Önemli olmasa "Allah(cc); Peygamberimize(sav) Cebrail(as) aracılığıyla oku dedirtmezdi" diyor.
ve ben susuyorum,
ve ben okumaya devam ediyorum...